Mürüvet Turhan

Önceki Yazı << Sonraki Yazı >>

Yağmur

Uzun zaman sonra, aniden bastırdı. Gerçek bir yaz yağmuruydu. Çabuk çabuk ve iri damlalar halinde yağdı. Ama aradan yarım saat bile geçmeden, her yer kupkuru olmuştu. Bu kez, yağmur başlayınca, balkondaki çamaşırlar geldi aklıma nedense. Eskiden, yağmur başlayınca, koca bir fincan kahve alır, pencerenin önüne otururdum. Kahvenin buharı ve yağmurla, hayallere dalardım. Buharın, cama çizdiği şekillerde, bir falcı merakıyla ip uçları arardım. Geleceği düşünürdüm. Nasıl birisi olacağım, nerede yaşayacağım, kimlerle tanışacağım… Aklıma hep bir çatı katı gelirdi. Küçük ve sevimli. Odanın birinin tavanı eğimli olacak. Yatağımı mutlaka bu eğimin altına koyacağım ve tavana Deniz Gezmiş’in posterini yapıştıracağım. Büyük bir poster düşündüğüme göre, hem Deniz’i hem de hayatın anlamını henüz kavrayamadığım zamanlardı, besbelli. Uzun yıllar önce, İstanbul’da, dubleks daire nedir bilmediğim için, çatı katı demek, tek kişilik yaşam alanı demekti. Az temizlik yapma ihtiyacı, daha çok yaşam zamanıydı galiba. Yaprak saracak, kestane şekeri yapacaktım. Tarifini veremeyeceğim, bir daha asla aynı tadı tutturamayacağım çorbalar kaynatacaktım. En sonunda, kendi adımı vereceğim bir çorba bulup, arkadaş toplantılarında hep onu ikram edecektim. Öğleden sonraları, evim, mutlaka taze kahve ve şekerli kurabiye kokacaktı. Mahallenin afacanları, kapımı apansız çalıp, sıcak kurabiye yiyeceklerdi. Teklifsiz ve içten…
Kurduğum hayallerin, hep tek kişilik olduğunu anlıyorum şimdi. O zamanlar bir eş ve çocuk düşünmüyordum herhalde. Aile; kavga, gürültü, mutsuzluk ve katlanılması zorunlu insanlar demekti benim için. Paylaşacak mutluluğu ve gidecek yeri olmayan insanların, kurtulacakları zamana kadar paylaştıkları, hep tedirgin oldukları yer de ev demek oluyordu.
Okuldan veya işten gelindiği zaman, kurabiye veya ev yemeği kokmayan, kapının gülen bir yüzle açılmadığı, hep istenilmiyormuş gibi karşılanan bir yer. Her şey olabilen belki ama yuva olmayan bir mekan. Yaz kış üşüdüğünüz, ara sıra yapılan bir şakaya gülemediğiniz bir ev.
Şimdi, hayallerimdeki gibi bir evim yok. Yağmur yağınca, önce çamaşırları toplamayı düşünüyorum. Evim kurabiye kokmuyor ve kendi adımı verdiğim bir çorba bulamadım HENÜZ… Yaprak saracak, kestane şekeri yapacak zamanım da yok. Mahallenin çocukları, eğer geliyorlarsa apansız, evde bulamıyorlar muhakkak.
Harika bir eşim ve yemeye doyamadığım bir kızım var. Hayallere dalmıyorum çünkü hayal edemediğim kadar mutluyum. Hep peşinde koştuğum, başkalarında görüp imrendiğim mutluluk uzun zamandır bizim evde konaklıyor. Şimdi ne yağmur ne fırtına görüyorum. Limanımız yeteri kadar güvenli…

Dt.Mürüvet  Turhan

Rastgele Yazılar:

  • Büyük ilgi çektiler
  • Patika için geldi
  • Öğrencilerden konser
  • Motorcular Club İstanbul'da eğlendi
  • Boomerang'da felekten gece
  • 1 Yorum Var “Yağmur”

    1. mürüvet hanım…
      181.sayı albüm dergisindeki yazınız önümde şu anda ve gözyaşlarımı tutamıyorum.öyle birşey söylemişsiniz ki orda;daha ne söylenebilir bilmiyorum!
      -küçücük kızların dedesi yaşındaki adamlarla evlendirilmesine göz yumduğum için iyi değilim.
      -kadınların insan sayılmadığı,alınıp satılan bir mal sayıldığı bir ülkede yaşadığım için iyi değilim.
      -erkeklerin sırf bu yüzden tüm kadınların sahibi sayıldığı bir ülkede yaşadığım için iyi değilim.
      daha hala da evlatlarını okutmaktan övündüğünü söyleyen aileler var ya!işte ben o ailelerin birinin okuyan gelen kızıyım.ama emin olun sadece gösteriş için bu!
      beynini değiştiremedikten sonra isterse profesör olun bi faydası yok…
      hala çağ dışı bir düzine kurallarla aile yönetmeye uğraşan anne baba örneklerinde,daha çok görürüz bu tür haberler!
      hani demişsiniz ya,kendi çocuğunun yüzüne nasıl bakıyor,eşinin yanına nasıl yatabiliyor da yüzüne gülebiliyor diye…
      onlar gülerler,hatta hiç bişey yokmuş gibi hayatlarına devam bile etmekten çekinmezler….
      olan benim gibi,o küçük kardeşim gibi kız çocuklarına olur…
      ne ağladığımızı duyarlar ne de canımızın yandığını anlarlar.
      acıyan, onların yürekleri değil çünkü…..

    Yorum Bırak