Hayri Yenialp

Önceki Yazı << Sonraki Yazı >>

Ev

Dim Alacami köyünde kendilerine, bir ev inşa eden o yeni evli çiftle tanıştığım zaman EV’in ne anlama geldiğini daha iyi anladım. Gözlerindeki heyecan daha yarım yamalak olsa da vücuda gelmiş olan o EV’in hikâyesinin ne kadar güzel olacağına işaret ediyordu. Sonra Tophane Mahallesi’ndeki evinde yalnız yaşayan amcanın hiç bitmeyen hikâyesini dinledim. Her cümlesinde ev vardı. Geçmişte kalsa da zihninde capcanlı duran o hikaye…
Onlara imrendim. Çünkü gerçekten bir EV’leri ve hikayeleri vardı…

Şehrin engel tanımaz döngüsü içinde tutkuyla bağlı olduğu ve inandığı bütün değerleri yaşadığı ortama taşımış bir insanla karşılaşmak gerçekten zordur. Bu yüzden devamlı tüketmeye dayalı bir kültürü benimsemiş günümüz şehirleri, derin bir birikimi yansıtan ruhtan kendini soyutlamıştır. Ruhu olmayan şehrin geçmişe dönük hikâyesi de olmaz. Kabul gören anlayışa göre; geleceğe yönelmek ve neticede gelişmek, yenilenmekten geçer. Bu süreçte şehrin sakinleri maddi bir çok kazanca sahip olurken bin bir emekle biriktirilen geçmişin izlerini de silip süpürürler. Sonra tüketecek bir şeyleri kalmayınca geçmişe sarılırlar.

İnsana dolayısıyla şehre dair yaşanmış ne varsa evlerde bulmak mümkündür. Bu anlamda birikimin hikayesinin yazılacağı bir kitap gibidir evler. Ailenin başlangıcından büyümesine sonrada dağılmasına kadar geçen süre içinde yaşananların kaydını tutar.
Geleneksel kültürde çoğu zaman baba evinde başlayan evlilik ve ev hayatı sonradan beraberliğin getirdiği güç ve kendine yetebilme içgüdüsüyle ayrı bir hayat kurmayı beraberinde getirirdi. Bu yaşam alanları, temelinden iç mekandaki ayrıntılara kadar o eve vücut veren kadın ve erkeğin emeğini yansıtırdı. Beraberliğin ve kader birliği etmenin verdiği güçle kendilerine ait bir haneye sahip olurlardı. Bu mekan çocuklarının doğumlarına ve kendilerinin ölümlerine tanıklık etmeliydi. Yaşam serüvenlerini bu şekilde kaleme almaya niyet etmişlerdi.

Yaşlılarla bir çok ortamda defalarca sohbet eden ve bundan büyük bir haz alan birisi olarak, evin, yaşamış bilge bir insan için ne anlama geldiğini daha iyi anlıyorum. O yaşa gelmiş bir insan eve fiziksel olarak ihtiyaç duymasından çok daha fazla duygusal olarak bağlanıyor. Anılarıyla hayata tutunup yalnızlaşmaktan kurtuluyor. Bu anlamda önce çocukların sonra da hayat arkadaşının terk ettiği evde insan aslında yalnız başına kalmıyor.

Yeni nesil olarak bu birikime sahip olabilecek bir geleneğe sahip değiliz artık. Hayatın zorluklarına karşı bir olabilme ve ortak bir yaşam inşa edebilme yetisinden uzağız. İnsanlara ve mekanlara dönük, her şeyin tüketildiği bir kültürde bağlanmak gibi bir tasamız ve gerekliliğimiz yok. Bu yüzden artık evler bir ruha sahip değil.

Bazen yaşlı insanların kendi rızaları olmadan, yaşadıkları ve kendilerini her anlamda rahat hissettikleri evlerinden, bize göre daha rahat ve yaşanası bir eve taşıdıklarını görüyoruz. Fiziksel olarak değişen yaşam alanı onlar için ruhsal bir çöküntüyü de beraberinde getiriyor. Huzursuzluk, hastalıkları depreştiriyor ve neticede bu dünya ile ilişkileri kesilmiş bir insana dönüşüyorlar.

Bu manzara aslında evlerdeki o derin ruhun varlığını işaret ediyor. Bazen iyilik adına bazen de rant uğruna beklide kaçınılmaz olarak kendi hikayemizi yıkıp kalıcı olmayan tüketime sunulmuş bir hikayenin mekanını inşa ediyoruz.

Neticede başlangıçtan sona kadar bu dünyada kalıcı bir iz bırakmak adına köklü evler ve evliliklere olan ihtiyacımız aşikar. Sözün başında geçen Alacami Köyü’ndeki genç çiften Tophane’deki yaşlı amcaya uzanan bir serüveni yaşayabilme ümidiyle…

Rastgele Yazılar:

  • Ekin her gece coşturuyor
  • A Plus Cafe açıldı
  • Fasıl meraklıları Lezzet'te buluştu
  • İlk adımı attılar
  • Dudakta nar çiçeği modası

  • 1 Yorum Var “Ev”

    1. abime bakk küçücük bizim gadar biÅ?ey yiyivereceÄ?en…çokk Å?eker :)

    Yorum Bırak