Bence hayatın ritmini müzik tutar. Bireysel veya toplumsal olarak yaşadığımız duygusal çalkantılar, inişler, çıkışlar; zaman içinde ezgilerle, şiirlerle vucüt bulur. Yaşanılanların insanlar üzerinde bıraktığı izler ne kadar kalıcı ise o dönemin müziği de o denli uzun süre kalıcı oluyor insanlık üzerinde. Şarkı sözlerine çok dikkat ederim, müziğin ritminde kaybolup gitmeden. Bir anlam arama ihtiyacı duyarım dinlediğim müziklerde. Hayatta her varlığın bir hikâyesi varsa müziğinde bir hikâyesi olması gerektiğini düşünür, bu ön yargıyla kulağımı ona veririm. Eğer müziğin bana anlatacağı bir hikâyesi yoksa benim için baş ağrısından başka bir şey değildir.
Sözlerin koluna girip onu insan hafızasına usulca yerleştiriveren özgün müzikleri son dönemde pek dinleyemez olduk. Günümüzde yaşanan aşklar, tutkular, ayrılıklar, pişmanlıklar, isyanlar gibi şarkı sözleri de sığ. Müzikler bir birinin tekrarından ibaret. Ritim duygusunun insanlar üzerinde yarattığı geçici etkiden beslenen birçok şarkıcı var artık.
Çok çetin bir mücadelenin ardından veya yaşanılan bir haksızlığın ya da kazanılması gereken bir davanın neticesinde vücut bulmamış günümüz müzik ekolleri. Çoğunun derdi rant ve tüketime dönük.
1930’lardan başlayarak 1980’lere kadar geçen dönemde ülkenin içinde bulunduğu ortam, yaşananlar ve ardında bıraktığı izler hala dinlediğimiz müziklerle anlam buluyor. Ne kadar zaman geçerse geçsin aşkı onlarla anlamlandırıyoruz. İsyanımızı onlarla haykırıyoruz.
Sabahattin Ali’nin Aldırma Gönül dizeleri mesela. Sinop Cezaevinde yaşadıkları ve ardından ülkenin yaşadığı büyük acılarla harmanlanıp zihnimizde silinmez bir nakarat oluyor.
Başın öne eğilmesin
Aldırma gönül, aldırma
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül, aldırma
Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül, aldırma
Görmesen bile denizi,
Yukarıya çevir gözü:
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül, aldırma…..
Ya da Necip Fazıl’ın Kaldırımlar şiiri ;
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar
Anlam yüklü sözler müzikle beynimize kazınınca, yaşananlar kayıt altına alınmış oluyor. Tüketilivermiyor, sanki arşivleniyor. Doğmamış çocuklara yazılan mektuplar gibi.


