Günün ilk ışıkları Cebeli Reis Dağı’nın ardından kendini göstermeye niyetlendiği anda menzili başlangıç noktası olan insanlar yola koyuluyor Alanya’da. Kendilerine denizi yoldaş yapıp sahil boyunca yürüyorlar. Vücut yoruldukça insanın iç dünyası dinginleşiyor. Sabah yürüyüşü bir çok insan için spor anlamına gelse de esasında içsel bir rahatlamaya vesile oluyor. Deniz havasının heveslendirdiği bedenler, sahile doğru adımlıyor önce. Sonra kendilerine doğu batı yönünde bir güzergâh belirliyor. Kimisi güneşe sırtını dönüyor, dönüş yolunda onu selamlamak için.
Kale ardının geniş kaldırımlarında denizi ve kale yarımadasını tekrar keşfediyorlar. Seher vaktinin bin bir türlü kokunun birbirine karıştığı o kendine has esintisini içlerine çekerek hem gözlerini hem gönüllerini açıyorlar. Kaldırım taşlarından sıkılan bazı adımlarsa, sahile atıyorlar kendilerini. Kimisi de daha ileri giderek çıplak ayaklarını dalgaların kucağına bırakıveriyor. Parmaklarının sinir uçlarından tüm vücut işte o an bir sahil kentinde yaşadığının farkına varıyor. Milyonlarca kum taneciğiyle hem hal olan insan bedeni uyanıklığın doruğuna ulaşıyor.
Güneşe yüzünü dönenlerse kendilerini Alanya Limanı’nın dinginliğinde keşfediyor. Dairesel bir dönüşle limanı turlayan her sabah yolcusu farklı ayrıntıları zihinlerine kazıyor. Dingin deniz, insanın hayata bağlandığı gibi limana bağlı tekneler, engin denize gidenler-gelenler, direkt denizden beslenen tombul kediler-köpekler, Kızılkule, Tersane, Lifoz Suyu velhasıl tarih, yasak bölgeler ve son günlerin gözdesi Deniz Feneri. Yürüyen insanlara, her objenin anlatacağı hikâyeler oluyor. Günlük hayatın telaşelerinden uzak hikayeler. Kimisi tarihten, kimi denizden, kimisi insandan, kimisi doğadan, kimisi mistik, kimisi gerçek…
Sabah yürüyüşü insanı sabah uykusundan eden, modern hayatın, vücudu dinç tutmak için yaşamsal bir faaliyet olarak dayattığı bir spor olarak görünse de iç dünyamıza dönük bir çok zenginliği içinde barındırıyor aslında. Tavsiye olunur…
Yazı ve fotoğraflar: Hayri YENİALP


