Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece,
Yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna,
Olur olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artık her şeye,
Anneni daha sık anımsıyorsan, hatta anlıyorsan,
Kalbini, bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış,
Kendini, kimsesiz ve hatta unutulmuş hissediyorsan;
İçindeki çocuğa sarıl; sana insanı anlatır.
Eller günahkar, diller günahkar,
Bir çağ yangını bu, bütün dünya günahkar.
Masum değiliz hiçbirimiz…
(Sezen Aksu / Masum Değiliz Hiçbirimiz)
Pek çok şeyimizi kaybettik. Fakat hiç birisi, masumiyetimizi kaybetmek kadar acıtmadı içimi. Kendimi hiç bu kadar güvensiz hissetmedim. Geleceğe bu kadar kaygıyla bakmadım.
Kaybolan pek çok şeyin tekrar yerine konulabileceğini, telafi edilebileceğini bilerek yaşadım. Üzüldüm ama yıkılmadım. Ama bu masumiyet yok mu, beni fena vurdu.
Öyle bir devirdeyiz ki, kime inanacağımızı şaşırıyoruz. Siyah zeytinin içine soba kurumu, biberin içine kiremit tozu karıştırılıyor. Tereyağının içine patates, meyve özlü ürünlerin içine, meyve kokulu sentetik malzemeler konuluyor. Ve bunlar tabii ki en masumları…
Genetiği değiştirildiği için ne olduğu bile belli olmayanlar, her türlü atık malzemenin katıldığı, teknoloji harikası yiyecekler ve hayatımda duymadığım hastalıklara yakalanan çocuklar… Hangisi daha kötü bilemiyorum.
Biz, tüm dünyaya iyi ahlakı öğretmiştik. Dürüstlüğü, esnaflığı ve meslek ahlakını göstermiştik. Kimse, kimsenin parasına ve namusuna göz dikmemişti. Hatta, mahallenin namusu bile vardı. Şimdi ne mahalle kaldı, ne de mahallenin namusunu koruyanlar… Dev apartmanlar dikildi ki, her birisi bir mahalleden büyük. Arabalar çoğaldı. Teknoloji ilerledi. Şehirlerin arası kısalırken, insanların arası açıldı. Önceleri şehirde yaşayan herkesi tanırdık, şimdi apartmanımızda yaşayanları tanımıyoruz.
Herşeyin hilesini öğrendik. Daha ucuza nasıl üreteceğimizi ve daha pahalıya nasıl satacağımızı. Para için herşeyi yaptık. Hatta, bebeklerin ve çocukların hayatını hiçe saydık.
İnsanların gözlerinin içine bakarak yalan söylemeyi bile öğrendik. Utanmamayı marifet saydık. Alın teriyle kazanmak isteyenleri ise enayi yerine koyduk. Biz bir yerde yanlış yaptık ama nerede bilmiyorum.
Artık bu gidişe bir dur demek gerekiyor. Yaptığımız hilelerin, kendi çocuklarımızı zehirlediğini anlamamız gerekiyor. Demode saydığımız değerlerin, bizleri gerçek insan yaptığını ise unutmamamız gerekiyor.
Yalan söylerken, yüzümüzün kızardığı günlere geri dönmek istiyorum. Büyüklerimizin yük olmadığı, öğretmenlerimizin sadece kaşlarını kaldırmasının yettiği günlere dönmek…
İnsanlara değil de, insanlığa güvendiğimiz, masum olduğumuz o harika günlere dönmek… Çok mu zor acaba? Atalarımızdan aldığımız genlerimizde, kötülük yok biliyorum. Yüzyıllardır taşıdığımız erdemleri, günümüzün çağdaşlık dediği canavara yedirmeyeceğiz.
Ben, her şeye rağmen özümüzü kaybetmediğimizi, bunu başarabileceğimizi biliyorum. Kendime ve tanıdığım şövalye ruhlu insanlara güveniyorum.
Dt. Mürüvet Turhan


