Genel

Önceki Yazı << Sonraki Yazı >>

Sessizliğin sesi…

Sessizliğin sesi etrafı sardığı anda uykunun en derin anını yaşıyor şehir. Ay ışığı etrafı esir almış, sokak lambalarının o suni aydınlığını bastırmaya çalışırken, belli belirsiz gölgeler sokak aralarından gelip geçiyor. Sahilden, gece hayatının daha bitmediğini anımsatan melodiler gürültü halinde insanın kulağını tırmalıyor. Gökyüzüyle öpüşen, diskoların lazer ışıkları eğlence tutkunlarına yol gösteriyor. Sonra ansızın o seste kesiliyor. İnsan kendi kalp atışlarını duyar hale gelene kadar o sessizliğin sesine alışmaya çalışıyor.

Her çıtırdı kulağa çalınıyor. Sonra uyuyor sandığın şehrin içten içe uyanık olduğunu anlıyor insan. Evlerin ışıkları sönük olsa da karanlıkta hayatın devam ettiğini kanıtlayan gölgeler bir anda bütün kenti sarıveriyor.

Gündüzün dertlerini geceye taşıyan ‘Nas’lar balkonları istila etmişler. Yaktıkları efkar tütünlerinin iç çekişleri közleniyor gecenin karanlığında. Sigara dumanı ciğerin her zerresine yayılırken of çekişler sessizliğin seslerinden biri oluyor.

Sonra bir bebek uyanıyor. Sonra biri daha, biri daha.  O ağlama sesi bir anda bütün şehri sarıveriyor. Ana fedakârlığı, yorgun bedenin serzenişlerine aldırmadan ok gibi yerinde fırla diyor. Karnı doyan ana sıcaklığını tüm bedenlerinde hisseden bebekler tekrar derin bir uykuya dalıyorlar, annelerde hemen arkasından.

Perdelere yansıyan belli belirsiz yansımalar gece uykusundan daha nasiplenmemiş, amaçsız bir şekilde televizyon seyreden birilerin varlığını işaret ediyor. Uykunun kaçıp gittiği anlarda kumandalar elde hiç durmadan bir diyardan diğerine gezmeye başlıyor insanlar.

Tam da şehir duruldu derken, gün boyu kıyıda köşede kalmış, itilmiş kakılmış, sözleri hiç dinlenmemiş, varlığından bile haberdar olunmamış genç, altında eksozu açık, direksiyonu kısa, plakası olmayan motosikletiyle yeri göğü inletircesine sokak aralarında turlamaya başlıyor. Şehir bir anda irkiliyor. Gün boyu varlığını hissetmediği o genci acı bir fren sesiyle hatırlıyor. Karanlıkta kendine yer bulduğunun farkında olan genç durmadan sessizliğe meydan okuyor. Günün aydınlığında tekrar kaybolacağı ana kadar hükmünü sürüyor yollarda uykusuzluğuna aldırmadan…

Uykunun iyice derinleştiği anlarda tabiatın esneme sesleri etrafı sarmaya başlıyor. Kuşlar, böcekler, evcil hayvanlar kısacası bütün nebatat ve hayvanat şehre günaydın diyor ve ardından günün en serin anını bedeninde hisseden insanoğlu, ilahi çağrının ruha dokunan o sedasıyla gecenin gündüze döndüğünü anlıyor.

Gecenin sessizliği insanı yanıltmasın bütün bunlar gecenin içinde yaşanan o dinginliğin arkasında gizli karmaşayı ve hayatı anlatıyor. Yeter ki gece, şehre şöyle bir kulak verin. Bakalım siz neler göreceksiniz…                               Yazı ve Fotoğraflar /Hayri Yenialp

Rastgele Yazılar:

  • Hoşgeldin Asya Naz
  • Köpüklü gecelere devam...
  • Hey Yavrum'da fasıllı eğlence
  • Ruj ve allık dayanışması
  • Alman dostlarıyla buluştular

  • Yorum Bırak