Siz MARTI Jonathan’ı tanıyor musunuz? Ben onunla çok küçükken tanışmıştım.Yaptığım her işte yanımda olduğuna ve tam vazgeçeceğim zaman bana “yapabilirsin” dediğine inanmıştım. Küçükken yanımda olan Jonathan, ben büyüdükçe içime, hatta tam yüreğime yerleşti. Şimdi bir işi yarım bırakmayı düşündüğümde, yüreğimdeki özgür kuş bana şöyle fısıldıyor : Yapabilirsin!…
Richard Bach, uzun yıllar önce MARTI adlı bir kitap yazdı. Belki kendisi bile, bu incecik kitabın pek çok ümitsize cesaret verdiğini bilemedi. Ben aslında yazarın, bu kitabı sadece kendisi için yazdığını zannediyorum. Çünkü biliyorum ki; insan, kendine öğretemediklerini başkalarına öğretemiyor. Bazen, en çok duyması gerekenleri, başkalarına söylüyor.
Hayatımız boyunca, bize hep sınırlar çizildi. Şu saatte gel, şuradan öteye gitme, şununla konuşma, şunu yeme, şu işi yapma… Bu örnekleri istediğimiz kadar çoğaltabiliriz. Hepsinin ortak noktası, bizleri kendi sınırları içinde tutmak istemeleridir. Bizim başka bireyler olmamızın, kendi isteklerimizin ve başka yaşam deneyimlerine ihtiyaç duymamızın bir önemi olmamasıdır.
Sevdiklerimizi, çocuklarımızı ve kendimizi ne kadar koruyabiliriz ki? Bizi zaten yaradanımız koruyor. Biz ise, bir şeyler yaptığımızı zannederek, kendimizi avutuyoruz.
Kendimize, çocuklarımıza ve sevdiklerimize koyduğumuz sınırları kaldırmazsak, ilerleyemeyiz. Gelişemeyiz. Bizden bir sonraki nesil olan çocukları, kendi sınırlarımız içine hapsedemeyiz. Onların, bizden daha ileride olması gerekirken, kendi kalıplarımızla yaratıcılıklarını öldüremeyiz. Buna hakkımız yok.
Aslında hepimiz birer Martı Jonathan’ız. Sınırlar çizmeden, bize söylenenleri dinlemeden, yapabileceğimizin en iyisini yapmalıyız. Yaptığımız iş ne olursa olsun, fark yaratmalıyız. Başarılı olacağımız kesindir. Eğer olamazsak da şöyle düşünmeliyiz: Ben elimden geleni yaptım!…
Beni tanıyan herkes şu soruyu soruyor: Yaptığın işlere nasıl yetişiyorsun?
Cevabım hep aynıdır: Severek yapıyorum ve yapamazsın diyenleri dinlemiyorum… Çünkü ben martıyım!
Eğer insan başkalarını dinlerse, yapabileceklerini yapamıyor. Başkalarını mutlu etmek için, yeteneklerini kısıtlı kullanıyor. Uzaklara gidemiyor. Mutsuzlukları terk edemiyor. İstemediği bir hayatı yaşayıp, istemediği işleri yapmaya devam ediyor. Hani bazı insanlar vardır; uzun yıllar sonra çok para kazandığı işini bırakır, yaşadığı şehri terk eder ve mutluluğu bulur. İşte bu insanlar, yıllardır hapsettikleri martılarını serbest bırakan insanlardır.
Hepimizin içinde bir sanatçı, bir çocuk ve bir gezgin vardır. O gezgini serbest bırakırsak, gider ve çocuğun sevdiği işi bularak harikalar yaratır. Ama en önce gezgini serbest bırakmalıyız….
Ufuklarınızın geniş, hayallerinizin sınırsız ve içinizdeki çocuğun özgür olmasını diliyorum.
NOT: Hepinizin Mübarek Kurban Bayramını kutlar; sevdiklerinizle beraber sağlıklı, mutlu ve huzurlu bayramlar dilerim. Her gününüz bayram sevinciyle dolsun…



SLM ARKADAÅ?IM;Senin ve herkezin Mubarek Kurban Bayramını kutlar,saÄ?lık ve mutluluklar dilerim.Bu yazında harika,lakin sende biliyorsun ki herkez MARTI olamaz! ZAMAN,EMEK,BİLGE’LİK ve kocaman YÃ?REK ister…Yüce Yaradan,herkeze gönlünce versin! SAYGILARIMLA…