Hayatımız, bir kibrit çöpünün yanması gibi kısadır aslında. Geriye dönüp baktığımız zaman anlarız bunu. Kutunun içinde yanmayı beklerken, diğer çöplerden farkımız yoktur. Sıra yanmaya gelince farkımız ortaya çıkar.Kimimiz, sonsuz bir nefretle, orman veya ev yakarız. Kimse anlayamaz. İncecik bir çöpün, isterse, ne çok hayatı karartabileceğini ispatlarız. Yıkıcı olmanın, zarar vermenin ne kadar kolay olduğunu gösteririz.
Kimimiz bir sigara yakarız. Efkarlı bir aşığın, içinde sevdiğini aradığı bir dumana dönüşürüz. Akciğerlere dolarken, aslında kalbi acıtırız. Her öksürükte, acılar kopup, etrafa dağılır.
Kimimiz bir meşaleyi yakarız. Dünyanın tüm ülkelerinden gelen insanları, dostluk ve centilmenliğe davet ederiz. Ateşimiz, bu kez barış ateşi olur.
Kimimiz, bir ocak yakarız. Gün boyu ayrı ayrı yerlerde koşuşturan insanların, karnını doyurup, içini ısıtırız. Akşam olunca, herkesi eve toplar, kalpleri yumuşatırız.
Kimimiz, bir mum yakarız. Bu mum, bazen, elektriksiz bir köydeki çocuğun, kargacık burgacık yazılarla dolu defterini aydınlatır. Bazen de, sevdiğini söyleyemeyecek kadar utangaç bir aşığın yerine konuşuruz.
Kibrit çöpleri insanlara benzerler. İnsanlar da, bazen, etraflarında kim varsa öfkeyle yakarlar. Sonunda, yanıp tükenirler. Oysa bazı insanlar, etraflarına ışık saçarlar. Çevrelerinde kim varsa aydınlatırlar. Onlar da söner ama hiç unutulmazlar. Hatta, aldıkları ışıkla etrafını aydınlatan insanlar bırakırlar geride. Hem zaten, önemli olan sevgi ve barışın daimi olması değil midir?
Bugün hayatınızı bir gözden geçirin. Acaba, etrafı yakan bir çöp müsünüz, yoksa aydınlatan mı?
Etraflarına ışık saçan insanların çoğalması dileklerimle…
Dt. Mürüvet TURHAN


