|
Şub
28
|
Aşkı anlatan hediyelerin peşinde koşan bir sürü âşık var bu aralar etrafta. Kimin neden icat ettiği aşikâr olsa da böylesi günleri iple çekiyor çiftler veya çift adayları. İnsanlık, anlık ilişkilerden tutunda ömürlük birlikteliklere kadar kıyısından köşesinden yakalamaya çalışıyor bu günün. Sevgililer gününün içeriğine baktığım zaman şunu görüyorum aslında; hediye ve eğlence merkezli bir birliktelik. Öyle bir duruma geliyor ki çiftler bunu bir zorunluluk olarak algılıyor. Bir sunama dönüşüyor sevgi gösterileri. İçten, bazen nedensiz, sevgi – aşk temsilleri oynamak yerine, kurgulanmış belli kalıplar içinde bir tepside bunuyoruz bu duyguları. Günümüz insanı aşkı, sanki belli kuralları varmış gibi zaman ve mekân sınırlamasına tabi tutarak ifade ediyor. Maddi gücün ön plana çıktığı sunumlarla, karşı cins etkilenmeye çalışılıyor. Pahalı hediyelerin, lüks mekanların, pembe yalanların, anlık tatminlerin şekil verdiği bir aşk anlayışı özetle bu. Sevgililerin gününü şöyle düşünsek daha gerçekçi olurdu aslında; Bu güne değil geleceğe taşınabilen bir ilgi. Bu ilginin tetiklediği bağlılık. Bağlılığın şekillendirdiği birliktelik. Sonrasında ortaya çıkan saygı. O zaman en olumsuz ve sıkıntılı anlarda bile bir arada olunabildiği güne sevgiler günü denirdi. Tüketilen değil, samimi ve gerçekçi bir günü kutlamış olurduk o zaman.
Hayri Yenialp





