|
Oca
08
|
Önce yıllanmış çeyiz sandığının açıldığını haber veren, ahşap ve metal menteşelerin konuşmaları kulağıma ilişti. Çocuk aklımla, günler geçmesine rağmen naftalin kokusunun üstünden kalkmadığı yorganın arasından, büyükannemin emektar elinin, ceviz ağacının tüm güzelliğiyle sekil verdiği sandığın içine, geçmişi bu güne getirmek için iliştiğini gördüm. Üzerinde hayal dünyamızda hayat bulan narin ceylanların bize baktığı bir orman tasvirinin olduğu kırmızı renkli fotoğraf kutusuydu o ellerin aradığı. Ürkek bakışlarla içerisinden çıkacak sihirli zamanları heyecanla beklemeye başladım. O kutunun içerisinden çıkan her kağıt parçası geçmişin bir anını yıllar sonrasına taşıma gücüne sahipti. O fotoğraflar insan zihninde tufanlara, feyezanlara neden oluyor, kimi zaman gözlerden dökülen bir yaşa, kimi zaman belli belirsiz bir gülümsemeye vesile oluyordu.
Geçtiğimiz günlerde Ahmet Turan Alkan’ın kaleme aldığı ‘Yatağına Kırgın Irmaklar’ adlı kitabı okuyunca, büyükannemin ruh dünyasında O Siyah Beyaz Fotoğrafların yarattığı etkiyi daha iyi anlayabildim.
Tam burada yeri gelmişken Ahmet Turan Alkan’ın “Her Fotoğrafta Kendimizi Seyrederiz” isimli makalesinden bu konuya ilişkin bazı bölümleri sizinle paylaşmak istiyorum;
Bir optikçi kadar olmasa bile ona yakın derecede fotoğraf teorisini az buçuk bilmeme rağmen canlı şeylerin, ağaçların, insanların, evlerin, tebessümün, hüznün, hareketin, nasıl olup da mantıklı bir hiyerarşi içinde fotoğraf kâğıdına yapışıp kaldığını hala anlayabilmiş sayılmam; bu, düpedüz sihir gibi bir şeydi.
Fotoğraflar, zamanı bir anlığına durduran zahiri tarih vesikaları olarak da okunabilirler ve bu manada herkes zıbınla çekilmiş toraman bebeklik fotoğraflarını başlangıç kabul ederek kendi hayatının “özel tarih”ini bir albümde toplayabilir. Şüphesiz ki, çoğu sararmış kâğıtlara yapışmış eski fotoğraflarda kelimelerin asla kucaklayamadığı derin nüanslar saklıdır; bu yüzden her fotoğraf bir satırlık olsun “resimaltı”na muhtaçtır; bir tarih, o anın hususiyetini tasvir eden birkaç kelime. Eski nesil, belki de fotoğrafın bu kadar harcıalem olmadığı bir devirde fotoğrafa bizden daha fazla kıymet atfediyorlar ve fotoğraf kağıtlarının arkasına bir şeyler yazmak hususunda daha titiz davranıyorlardı. Onlar, sevdiklerine fotoğraf armağan eden ve fotoğraf fikrine bizden daha ziyade kıymet veren insanlardı.
***
Her fotoğraf, göründüğünden daha fazlasını ifşa eden bir ayrıntılar meşheridir aslında. Gündelik hayatta çoğu kere yaptığımız gibi onlara zaman zaman “bakar” geçeriz ama “görmek” daha farklı ve fazla bir şeydir. Fotoğrafa bakmak ve orada donup kalmış zamanı görmek, makara halindeki film şeridinin son karesine bakarak filmin tamamı hakkında hayal gücünü kullanma cinsinden bir kabiliyet gerektirebilir; bazen dedektif romanlarındaki ayrıntı titizliğine varan dikkatle, belki defalarca bakıp durduğumuz bir resimde o zamana kadar hiç fark edemediğimiz yeni objeler de fark edebiliriz. Bir zaman sonra anlaşılır ki hiçbir fotoğraf, sadece kendisinden ibaret değildir. Cemil Meriç, “kitapları dolduran senin gönlün” demişti; fotoğraf okumakta böyle bir şeydir. Her kim fotoğrafa kesinlik atfediyorsa, sadece kendisini aldatıyordur…
Yazı: Hayri Yenialp
hayalanya@gmail.com
Fotoğraflar: Alanya Belediyesi Kültür Müdürlüğü Arşivi.









